Polonya’da birtakım temaslarda bulunan Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, bu ülke merkezli Defence24.com internet haber sitesinden Dr. Aleksander Olech’in sorularını cevaplandırdı.
Prof. Dr. Görgün, “Türkiye, NATO’nun en dinamik savunma sanayi oyuncularından biri hâline geldi. Özellikle ihracat, teknolojik bağımsızlık ve müttefiklerle iş birliği açısından… Türk savunma sanayisinin günümüzdeki başlıca öncelikleri nelerdir?” sorusuna karşılık, Türk savunma sanayisinin son yirmi yılda büyük bir dönüşüm geçirdiğini; neredeyse tamamen dışa bağımlı olunan bir dönemden, şirketlerin farklı operasyonel alanlarda gelişmiş sistemleri tasarlayabildiği, geliştirebildiği, üretebildiği, modernize edebildiği, sürdürebildiği ve ihraç edebildiği bir döneme geçildiğini söyledi.
Prof. Dr. Görgün, şunları ifade etti:
“Bugünkü önceliğimiz bu dönüşümü sürdürülebilir bir şekilde pekiştirmektir. Bizim için teknolojik bağımsızlık bir slogan değil stratejik bir zorunluluktur. Bu kritik teknolojileri güvence altına almak, tedarik zincirlerimizi güçlendirmek, kendi mühendislik yeteneklerimizi geliştirmek ve güvenlik güçlerimizin ihtiyaç duydukları güvenilir sistemlere her an erişebilmelerini sağlamak anlamına gelir. Türkiye’nin amacı, NATO’nun caydırıcılık ve savunma duruşuna daha etkin bir şekilde katkıda bulunmak ve aynı zamanda dost ve müttefik ülkelerle uzun vadeli ortaklıklar geliştirmektir.”
Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Görgün, ihracatın, sürdürülebilirlik için önemli olduğunu ancak gerçek amaçlarının güvene dayalı, uzun vadeli ve karşılıklı yarar sağlayan iş birliği modelleri oluşturmak olduğunu kaydetti.
“Türk savunma ürünleri ve teknolojilerinin caydırıcılığa, meşru güvenlik ihtiyaçlarına, bölgesel istikrara ve barışa hizmet etmesini istiyoruz.” diyen Görgün, “Türkiye, savaş alanında kendini kanıtlamış İHA’lar da dahil olmak üzere insansız sistemlerde büyük başarılar elde etti. Son çatışmalardan çıkarılan hangi dersler, Türk insansız platformlarının yeni neslini şekillendiriyor?” şeklindeki soruya karşılık şunları belirtti:
– “Son çatışmalar, insansız sistemlerin artık yardımcı unsurlar olmaktan çıktığını, modern savaşın temel unsurları hâline geldiğini göstermiştir.”
– “Çıkardığımız ilk önemli ders, özerklik ve yapay zekânın önemidir. Gelecekteki insansız platformlar, daha güçlü karar destek yeteneklerine, gelişmiş görev planlamasına, hedef tanımaya, sürü halinde çalışma konseptlerine ve daha yüksek düzeyde insan-makine iş birliğine ihtiyaç duyacaktır. Yapay zekâ, insan sorumluluğunun yerini almayacak ancak hızı, doğruluğu ve operasyonel esnekliği önemli ölçüde artıracaktır.”
– “İkinci ders entegrasyondur. Hiçbir platform, daha geniş operasyonel ağdan ayrı olarak ele alınamaz.”
– “Üçüncü ders ise hayatta kalabilirlik. Düşük radar izi, elektronik savaş direnci, güvenli veri bağlantıları, yerli motorlar, modüler yükler ve esnek mühimmat entegrasyonu her geçen gün daha da önem kazanıyor.”
Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, “Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde Türkiye, savunma sanayisini müttefiklerine nasıl sunmak istiyor? Bu, Türk teçhizatını, teknolojilerini ve NATO içindeki endüstriyel iş birliğini tanıtmak için önemli bir an olabilir mi?” sorusuna karşılık da şunları söyledi:

“Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi, Türkiye için sadece siyasi ve askerî açıdan değil, savunma sanayi iş birliği açısından da önemli bir fırsat olacaktır. Türkiye’nin savunma sanayisini güvenilir, yenilikçi, birlikte çalışabilir, operasyonel olarak kanıtlanmış ve ortaklık odaklı olarak sunmak istiyoruz. Türkiye, güçlü bir sanayi tabanına, geniş bir mühendislik ekosistemine ve kara, deniz, hava, uzay, siber ve elektronik savaş alanlarında büyüyen yeteneklere sahip bir NATO müttefikidir. Mevcut güvenlik ortamı, daha güçlü tedarik zincirleri, daha hızlı inovasyon döngüleri, daha fazla birlikte çalışabilirlik ve daha dengeli yük paylaşımı gerektirmektedir. Türkiye, tüm bu alanlara katkıda bulunabilir. Şirketlerimiz, insansız sistemler, hava savunması, komuta ve kontrol, güvenli iletişim, elektronik savaş, deniz sistemleri, siber dayanıklılık ve gelişmekte olan teknolojiler alanlarında NATO’nun yetenek ihtiyaçlarını destekleyebilir. Türkiye, Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya sadece askerî yetenekleriyle değil, aynı zamanda gelişmiş savunma teknolojileri, endüstriyel kapasitesi ve operasyonel olarak kanıtlanmış sistemleriyle de katkıda bulunmaktadır. Bu katkının yakın tarihli ve somut bir örneği, Türkiye’nin NATO’nun Steadfast Dart’26 tatbikatındaki rolüdür. Almanya’da NATO’nun 2026 yılının en kapsamlı canlı tatbikatlarından biri olarak gerçekleştirilen Steadfast Dart’26, İttifak’ın Müttefik Reaksiyon Gücü unsurlarını hızla konuşlandırma ve entegre etme yeteneğini göstermiştir. Bu çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetleri, kara ve deniz unsurlarıyla yaklaşık 2.000 kişilik bir kuvveti 6.450 kilometre / 3.480 deniz mili mesafeye konuşlandırırken, aynı zamanda Türk kabiliyetlerinin hareketliliğini, hazır oluşunu, birlikte çalışabilirliğini ve operasyonel değerini de göstermiştir. Bu katkı, Türkiye’nin NATO’yu sadece askerî varlığıyla değil, aynı zamanda savunma sanayi gücü, yerli platformları ve sahada kanıtlanmış sistemleriyle de desteklediğini açıkça göstermiştir. NATO içinde inovasyon iş birliğine de önem veriyoruz. Gelecekteki güvenlik sorunları yalnızca geleneksel tedarik modelleriyle çözülemez. Silahlı kuvvetleri, sanayiyi, araştırma merkezlerini, üniversiteleri ve girişim şirketlerini daha dinamik bir şekilde bir araya getirmemiz gerekiyor. Türkiye, NATO’nun savunma sanayi ekosisteminde daha fazla sorumluluk almaya hazırdır. Müttefiklerimize mesajımız açık: Daha güçlü bir Türk savunma sanayisi, daha güçlü bir İttifak demektir.”
Haberin tamamına linkten ulaşabilirsiniz: https://defence24.com/industry/turkiye-wants-to-arm-nato