Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Genel Müdürü ve SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlhami Keleş, Savunma, Havacılık ve Uzay Kümelenmesi SAHA İstanbul’un YouTube üzerinden yayınlanan SAHA SOHBET programına katıldı.
“MKE dron tehditlerini önlemeyi kafasına koydu mu?” şeklindeki soruyu cevaplandıran İlhami Keleş, “Kafasına koymadı, çözümünü ortaya koydu diyebiliriz. Kafaya koymanın çok ötesine geçtik.” dedi.
İlhami Keleş, şunları söyledi:
”Direkt çözüm geliştirdik ve bu çözümü bütün dünyanın önüne koyduk. Testleri yapıldı ve testler devam ediyor. Eylül ayında Karapınar’da bir test ortamı oluşturuyoruz, bir demo ortamı oluşturuyoruz ve bu fuarda (SAHA 2026) bize gelen yabancıların tamamını orada bizzat kendilerinin atıp vuracağı ve dronları düşüreceği bir ortam yaratıyoruz. Başına onları geçireceğiz, karar verdireceğiz, atış yaptıracağız. Attıklarını da görecekler, vurduklarını da görecekler inşallah. O anlamda uçtan uca bir çözüm.”
İlhami Keleş, safahat olarak hava savunmacı ve Hava Savunma Okulunun kurucularından olduğunu, aynı zamanda ÇELİKKUBBE’nin nüvesini teşkil eden, beyin ve sinir sistemini teşkil eden HERİKKS’in (Hava Savunma Erken İkaz Komuta ve Kontrol Sistemi) projelendirilmesinden itibaren 6’ıncı versiyona kadar süreçlerini yönettiğini hatırlattı.
”ÇELİKKUBBE’nin beyin ve sinir sisteminin mentalitesi neyse, konsepti neyse birebir drone’a aynısını uyguladık.” diyen Keleş, şöyle devam etti:
”ÇELİKKUBBE’nin altında bu “DRONKUBBE” yani dronların ÇELİKKUBBE’si kubbesi daha doğrusu. Şöyle ki hava savunmada malum çok alçak, alçak, orta, yüksek, çok yüksek irtifa gibi katmanlar var ve bu katmanlara müdahale etmeye ilişkin bir takım sistemler var. Karadan hava savunmasından bahsediyorum. Hava-hava değil. Karadan hava savunması ya da denizden hava savunması. Yani bu, satıhtan hava savunması. Dolayısıyla burada ÇELİKKUBBE’nin altının 30 metreye kadar inmesini sağlayacak ikinci bir kuşağı oluşturuyor Tolga. Çok alçağın da altında drona dair ama yine katman mantığıyla, yine bir komuta kontrol sistemi vasıtasıyla, yine yapay zekâyla hedef tahsisi ve müdahale imkânlarıyla.”
MKE Genel Müdürü İlhami Keleş, 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın, Ukrayna Rusya savaşına kadar “Konvansiyonel iki ordunun birbiriyle savaşına” tanık olmadığını ifade etti.
Ukrayna-Rusya Savaşı’nın kendilerine çok şey öğrettiğinin altını çizen Keleş, 2’nci Dünya Savaşı’ndan Rusya-Ukrayna Savaşı’na kadar geçen süreçte genel olarak teknolojinin çok geliştiğini ve bu durumun savunma sanayiine de yansıdığını belirterek, bu dönemde çok gelişmiş, çok sofistike, çok maharetli ürünler ortaya çıktığını ifade etti.
Keleş, şu tespitlerde bulundu:
“Ama bunlar aynı zamanda çok da pahalı ürünler oldu ve bu ürünlerin kabiliyetleri nedeniyle ülkeler daha çok bu tarafa yöneldiler ve buralarda ciddi yetenekler kazanıldı fakat Ukrayna Savaşı’nda gördük ki bu namütenai yeteneklerin tamamı 2 ayda bitti. 2 ay sonra kaldık iman gücüne yani topçuya, piyade tüfeğine vs. Dolayısıyla burada şunu öğrenmiş olduk: Silahlarınız çok mükemmel olabilir, çok gelişmiş olabilir, çok yüksek hızlara, çok yüksek tahrip kabiliyetlerine sahip olabilir ama ülke o sistemin arkasında ne kadar durabilecek? Ülkenin ekonomisi o sistemi ne kadar kaldırabilecek? Onları ne kadar kullanabileceksiniz? Bunun önemli olduğunu Ukrayna-Savaşı ile öğrenmiş olduk. Ukrayna Savaşı şunu da öğretti; bu, benim Ukrayna Savaşı’nı okumamdan çıkardığım bir formül ve biz bu şirkete bu formülü yerleştirdik. Bunun üzerine ilerliyoruz. Bu formül EBU. Etkili, Basit, Ucuz. EBU formülü. EBU aslında askerlikte esas bilgi unsurudur. EBU oradan akılda kalıyor. EBU bu. Etkili, basit, ucuz. Dolayısıyla Ukrayna-Rusya Savaşı’nda sonuca tesir eden ya da İşte dengeyi sağlamayı yani Rusya’nın süper gücüyle Ukrayna’nın ona oranla daha düşük seviyedeki gücünü dengeleyen yeni bir oyuncu çıktı ortaya. Bu da insansız hava araçları ve dronlar.”
İlhami Keleş, başlangıçta Bayraktar TB2’lerin bu savaşta çok etkili, belirleyici ve Ukrayna’ya moral motivasyon kaynağı olduğunu, adına şarkılar yazıldığını hatırlattı.
”Hiçbir askeri sistemin adına şarkılar yazılmamıştır, hiçbir askeri sistemin adı çocuklara verilmemiştir -Yani yabancı bir ülkeye ait bir sistemden bahsediyorum ama- Ukrayna çocuklarına Bayraktar adını verdi. Ukrayna TB2’ler için şarkılar yazdı.” diyen Keleş, sistemin çok etkili olduğunu, bunun daha ucuz, daha basit ve daha erişilebilir, daha çok sayıda üretilebilir versiyonlarının (Keşif amaçlı ve kamikaze dronlar) sahaya sürülmeye başlandığını söyledi.
Keleş, şöyle devam etti:
“Ve bunlar binlerce, on binlerce, yüz binlerce yapılmaya başlandı. Bir müddet sonra buna karşı tedbir olarak soft kill yetenekleri geliştirildi yani dronları karıştırarak etkisiz hâle getirmek. Sonra ona tedbir olarak fiber optikle onları yönetme, dolayısıyla karıştırmayı önlemeye dair birtakım yetenekler geliştirildi. İşte bütün bu oluşan tehditler Ukrayna, Rusya gibi konvansiyonel iki ordunun savaş dengesini sağlayan bir unsur oldu. Yeni bir savunma parametresi olarak ortaya çıktı yani harp parametresi olarak ortaya çıktı, sonucu tayin eder boyutlara erişti. Hâl böyle olunca bunlara karşı savunma da herkes için çok kritik hâle geldi. Özellikle Ukrayna’nın son operasyonu yani Rusya’nın derinliklerinde, Yakutistan bölgesinde vesaire yani normalde drone menzilleriyle erişemeyecekleri bölgelerde bir şekilde oralarda konumlanarak, oradan kaldırdıkları dronlarla hedefler üzerinde ki nükleer silahları taşıyabilen uçaklar da dahil; yani aşağı yukarı 1.5 milyar dolarlık bir zarardan bahsediliyor. Bazı uzmanlar bu konsepte “İstihbarat destekli dron saldırısı” diyor ama günün sonunda kullanılan dron ve çok ciddi bir tehdit.”
MKE Genel Müdürü Keleş, benzeri bir olayın İsrail’in, İran içinden kaldırdığı dronlarla İranlı komutanları, direkt nokta operasyonla vurması olayında yaşandığına dikkat çekti ve dronların artık menzilden bağımsız bir tehdit hâline geldiğini vurguladı.
Terör örgütünün elektronik harp ile karıştırılamayan fiberoptik kablolu dronlarla saldırdığına dikka çeken Keleş, “Bunlara tedbir almak herkes için çok acil bir ihtiyaç. Biz de bu acil ihtiyacın çözümünü üretebilecek yegâne firmayız.” diyen İlhami Keleş, hem silah, hem mühimmat üretmeyi bildiklerini, sadece silah üreticilerinin veya sadece mühimmat üreticilerinin sorunu çözemeyeceğini ifade etti.
MKE Genel Müdürü İlhami Keleş, Tolga Dron Sistemini şu sözlerle anlattı:
“Bir komuta merkezi var, komuta kontrol merkezi var. Bu komuta kontrol merkezi; beyin ve sinir sistemi, tıpkı o ÇELİKKUBBE’de anlattığım HERİKKS gibi. Bu komuta merkezine bağlı radarlar var; radar ya da radarlar, ihtiyaca göre. Bu radarlar hedefi tespit ettiği zaman bunu komuta merkezine iletiyor. Komuta merkezi bu tehdide müdahaleye karar verdiği andan itibaren hangi silah buna angaje olacaksa yani önce bir 10 kilometrede soft kill olarak deneniyor yani bu geleni eğer softkill olarak bir ertaraf etme imkânı varsa önce o deneniyor ama devam ediyorsa, belli ki softkill işe yaramıyor yani kablolu geliyor bu. Devam ediyorsa bu sefer 3 km’de yeni geliştirdiğimiz 35 mm’lik silahımız var bizim. Hâlihazırda işte Korkutlarda, Gökdeniz’de kullanılan silahlar da 35’lik. Onları da biz yapıyoruz. Bu farklı bir silah. Farklı bir silah sistemi. Şu anki işte Korkut’ta ve Gökdeniz’de kullanılanlar 550 artı 550 toplamda 1100 atım ama bizim yeni geliştirdiğimiz silah tek namluda 1100 atım. Böyle bir yetenek silah bazında geliştirilmiş durumda. Mühimmata gelince, mühimmat parçacıklı mühimmat. Bu parçacıklı mühimmat da tabii çok kullanılacağı için bunun ucuz olması önemli. Ucuz bir çözümü sağlamak adına da 3 kilometrede patlayıp patladığı zaman parçacıklarını dağıtacak şekilde ve bu şekliyle yani dakikada 1100 atımlık bir atış yoğunluğu ve parçacık etkisi o 1100 atım çarpı parçacık etkisi kadar bir miktarla hedef üzerinde oluşturulan o bulutla drone’un yok edilmesi. Burada tabii radar tespit ediyor, radar silahı yönlendiriyor ama arkasından hedef görünür hâle geldiği andan itibaren de video tracking yani silahların üzerindeki optiklere devrediyor. Optik, kendisi kilit atarak o sistemi takip ederek o dronları imha ediyor. Bu bir eşik, 3 kilometre eşiği. Bu 3 kilometrede yaptığımız müdahalelerle netice alamayıp veya işte bir kısmını da aldık, bir kısmı da gelmeye devam ediyor. O zaman 1000 metrede tekrar karşılıyoruz. 1000 metrede 20 milimetrelik silahlarımızla karşılıyoruz. Bu bahsettiğimiz silahlar insansız, merkezden otomatik yönlendirmeyle kullanılan otonom silahlar. Aynı zamanda bu silahlar hem sabit tesisler için kaide üzerinde, hareketli olarak kullanma ihtiyacı varsa da mobil platformlar üzerinde kullanılabiliyor. Bin metreyi hâlâ geçen varsa bu sefer 40 milimetrelik bomba atarlarımızla 500 ila 800 metrede bu etkiyi yaratıyoruz. Hala tehdit geliyorsa o zaman da 30 ila 300 metre arasında bu etkiyi yaratıyoruz. Dolayısıyla mesela 30 ile 300 metre arasında 12.7 milimetreliklerle yapıyoruz.”
İlhami Keleş, sistemin hâlihazırdaki sistemlere entegre edilebileceğini ve ilk teslimatın bir yıl dolmadan yapılabileceğini söyledi.
Diğer mühimmat taşıyan veya kamikaze dronlarla ilgili çalışmalardan da bahseden Keleş, MKE’nin patlayıcı üretme yetisi ve izni olan bir firma olduğunu hatırlatarak “Dolayısıyla kamikaze dron ya da drondan mühimmat bırakma konusundaki ihtiyaçların doğrudan muhatabı MKE’dir.” dedi.
İlhami Keleş, dronlardan bırakılan havan mühimmatına da dikkat çekerek, “Gerek 60’lık havanlar gerek 81’lik havanlar. Bunların bırakılmasıyla ilgili ki bu birebir bildiğimiz havan mühimmatı değil bunlar. Drona özel yapılmış mühimmat çünkü ona özel tapa geliştirilmesi gerekiyor. Artı, mühimmatın takla atmaması gerekiyor.” diye konuştu.
Keleş, şu bilgileri verdi:
“Şimdi normalde attığınızda o mühimmatın aerodinamik yapısı, namludan fırlatılmaya göre ama drondan bıraktığınız zaman, taş bırakır gibi bırakıyorsunuz dolayısıyla onun normal bir havandan atılmış gibi reaksiyon gösterebilmesi için mühimmatta tadilat gerekiyor. O şekildeki özel mühimmat bunlar. Normal bir havanla attığınız zaman belli bir hızla çarpıyor ve tapası ona göre yapılmış ama burada o hızı yakalayamıyorsunuz. Dolayısıyla bunun tapasının da ona göre özel olması gerekiyor. Ayrıca kamikaze dronların tapası da yani vurup patlayan, kendisi vurup patlayan, intihar eden drone’lar için de aynı şekilde. Burada göz ardı edilen bir konu var. O da tapa konusu. Tapa çok önemli. Şimdi işe çok hâkim olmayan insanlar, tapayı patlatma aracı olarak düşünüyorlar ve şu anda bizim muhatap olduğumuz en büyük risklerden birisi bu. Tapa patlatmak için değildir. Tapa patlatmamak içindir. Sadece bir fonksiyonla patlatır ama örneğin beş fonksiyonla patlatmaması lazım, bir fonksiyonla patlatması lazım ama işi bilmeyen sivil firmalarımız sadece patlatmaya odaklanıyor. Diğer geri kalan 5 fonksiyon göz ardı ediliyor. Bu çok tehlikeli. Neden tehlikeli? Çünkü bir kamikaze drone dediğiniz zaman bu askerin sırtında taşınıyor. Bu helikopterde taşınıyor. Bu depolarda muhafaza ediliyor. Diğer mühimmatlarla beraber muhafaza ediliyor. Allah korusun, bir telefon sinyalinden, şuradan buradan ateşleyebilen yani emniyet tedbiri olmayan bir ateşleme mekanizması ciddi tehdit oluşturur. Yani sizin vurup hedefte oluşturacağınız tehdidi, kendi kendinize kendiniz oluşturursunuz. Kendiniz hedef olursunuz daha doğrusu. Onun için burada Makine Kimya olarak şu anda belki dünyanın en emniyetli tapasını geliştirdik kamikazeler için. Hatta bunu Savunma Bakanlığımıza arz ettik. Savunma Bakanlığımız talimat verdi ‘Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine bu niteliklere sahip tapası olmayan dron girmeyecek’ diye. Bunu Savunma Sanayi Başkanlığımıza da bildirdik.”
İlhami Keleş, böylece bu konuda bir standart oluşturulduğunu, dolayısıyla burada MKE’nin bu yeteneğinin çok kıymetli olduğunu ifade etti.
Saldırı dronları konusunda özellikle iki konuda önemli gelişme sağladıklarını kaydeden Keleş, şu bilgileri verdi:
“Bunlardan birisi fiberoptik güdümlü kamikaze, birisi de lazer güdümlü kamikaze. Lazer de karıştırılamıyor biliyorsunuz. Başka lazerler de yanıltılabiliyor ama bizim lazerimizin karıştırılma şansı yok çünkü bizim sensörler mühimmatın arkasında, önünde değil. Kornetler gibi, antitank füzeleri gibi.”