Yetenek Yönetimi Zirvesi II, “Yeteneğin Lideri, Liderin Yeteneği” temasıyla Ankara’da başladı.
Zirvede kürsüye ilk olarak Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün geldi.
Prof. Dr. Görgün, iki gün sürecek zirvenin açılışında şunları ifade etti:

“Büyük hedefler, büyük yürüyüşlerle başlar. Bizler bugün burada, yalnızca bir zirvenin açılışında bir arada değiliz; bir milletin geleceğini inşa etme kararlılığının sembol bulduğu bir anın içerisindeyiz.
Bizler bugün burada savunma sanayiinin “yumuşak gücünü” (soft power) değil, en keskin “akıl gücünü” (smart power) konuşmak için bir aradayız.
Platformlar eskir, yazılımlar güncellenir, konvansiyonel silahlar demode olur ancak ‘kümülatif mühendislik aklı’ ve ‘kurumsal hafıza’, bir ulusun kopyalanamayacak tek stratejik varlığıdır.
Zira bizler şunu çok iyi biliyoruz ki bir ülkenin asıl gücü, sahip olduğu insan kaynağının niteliğinde, vizyonunun derinliğinde ve kurumsal aklının sürdürülebilirliğindedir.
Bu yıl ikincisini düzenlediğimiz Yetenek Yönetimi Zirvesi, tam da bu noktada; genç zihinlerin potansiyelini, sektörün ihtiyaçlarıyla buluşturma iradesinin bir tezahürüdür.
‘Yeteneğin Lideri, Liderin Yeteneği’ teması ise salt bir başlık olmanın ötesinde; içinde taşıdığı vizyonla, yeni yüzyıla şekil verme iddiamızdır.
Bu tema, yalnızca bireyin ötesinde, kurumların ve bir bütün olarak milletimizin potansiyelini açığa çıkarma iradesinin ifadesidir.
Bu yıl, geçtiğimiz zirvenin üzerine koyarak ilerlediğimiz; içeriği derinleşen, vizyonu genişleyen bir buluşmaya ev sahipliği yapıyoruz. OECD ve NATO düzeyindeki küresel yetenek yönetimi pratiklerini mercek altına alarak; bunları ülkemizin dinamikleriyle sentezliyor ve Millî İnovasyon Ekosistemimizi besleyecek yeni nesil bir mimari kurguluyoruz.
Zirvemizden çıkacak kararlar, uluslararası iş birlikleri ve dijital ağlarla örülmüş bu sistemin, bilgi ve teknoloji üreten stratejik yönünü tayin edecektir.
Bu yönleriyle bu buluşma; bilgi alışverişinin yanı sıra, stratejik kararların alındığı, ortak vizyonların geliştirildiği ve kalıcı politikaların şekillendiği bir zemin olarak öne çıkmaktadır.
Böylesi önemli bir etkinlikte, bu ortak vizyona katkı sunan siz değerli paydaşlarımıza en içten şükranlarımı sunarak sözlerime başlamak istiyorum.”
Savunma sanayii, bizim için yalnızca harp araçlarının ve platformların üretildiği bir sanayi kolu olmanın ötesinde; ham yeteneğin jeopolitik bir güce evrildiği ve insan kaynağının ‘milli bir stratejik varlığa’ dönüştürüldüğü en kritik ‘akıl üretim üssüdür’.
Millî Yetkinlik Hamlesi, bu stratejik dönüşümün insan kaynağı boyutunda kurumsallaşmasını hedefleyen bir gelecek vizyonudur. Millî Yetkinlik Hamlesi ile savunma sanayiimizin stratejilerinden beslenen ve teknoloji yol haritamızı besleyen yetenek yönetim sistemimizi güncel yetkinliklerle güçlendirerek insan kıymetimizi farklı bir noktaya taşıma hedefindeyiz.
Bu anlayışla şekillendirdiğimiz Millî Yetkinlik Hamlesi Programı, klasik anlamda bir eğitim vizyonu olmanın çok ötesinde; topyekûn bir zihniyet dönüşümünü hedefleyen, entegre bir ulusal kapasite inşa modelidir. Bizler bu model ile, yetkinliği sistem mimarisinin kendisi olarak ele alıyoruz.
Yetkinliği, stratejik planlamanın merkezine koyarken; onu kurumsal sürdürülebilirliğin, teknolojik derinleşmenin ve uluslararası rekabetçiliğin en kritik yapı taşı olarak konumlandırıyoruz.
Erken yetenek keşfiyle başlayan, entegre gelişim programlarıyla devam eden ve liderlik potansiyelinin açığa çıkarılmasıyla taçlanan bu süreci; Savunma Sanayii Akademi çatısı altında yürütüyoruz.
Savunma Sanayii Akademi’yi, yalnızca eğitim faaliyetleri yürüten bir yapı olmaktan öte; bilgi yönetimi, öğrenme stratejisi ve kurumsal etkileşim odaklı bir vizyon platformu olarak konumlandırıyoruz.
Bu kapsamda; Yükseköğretim Kurulu ile tesis ettiğimiz iş birlikleri neticesinde, ‘Savunma Sanayii 101, 102, 401 ve 402’ kodlarıyla tanımlanan dersleri teknik ve sosyal bilimler alanlarında müfredata entegre ettik.
Böylece öğrencilerimiz, üniversite yıllarından itibaren sektörel bilinç ve farkındalık kazanmaya başladı.
Savunma Gelişim Platformu, Savunma Kariyer, MBA ve yüksek lisans modelleri ile bireyden organizasyona, eğitimden uygulamaya kadar tüm süreçlerde entegre bir yapı kurduk.
MBA programlarımız ve modüler sertifika yapılarımız aracılığıyla; liderlik, stratejik yönetim, uluslararası pazarlama gibi savunma sanayiine özgü alanlarda bütünsel yetkinlikler kazandırıyoruz.
Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen Savunma Sanayiinde MBA programı, yönetim ve uluslararası pazarlama gibi alanlarda sektörün vizyoner kapasitesini derinleştiriyor.
Yine Ankara Üniversitesi ile yürütülen Enerjetik Malzemeler, Gebze Teknik Üniversitesi ile hayata geçirilen Proje Yönetimi ve Hacettepe Üniversitesi ile gerçekleştirilen Sistem Mühendisliği gibi yüksek lisans programları ile entegre bir kapasite oluşturuyoruz.
Başkanlığımız koordinasyonunda geliştirilen Savunma Sanayii Meslek Yüksekokulu modeli ile yine Enerjetik Malzemeler alanında Kırıkkale, Hitit ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversiteleriyle yapılan iş birlikleri; saha uygulamaları ve modüler içeriklerle teknik insan kaynağımızın stratejik niteliğini artırmaya odaklanıyoruz.
ELMAS Programımız ile 12 ildeki 13 lisede savunma sanayiine entegre eğitim modellerini başlattık.
Bu program sayesinde gençlerimiz, yalnızca teknik beceri ile donanmıyor; liderlik, vizyon ve değer temelli bir eğitimle yetiştiriyoruz.
Bugün, ELMAS Programı veya Savunma 101 dersinde gördüğümüz bir genç, 2035’in insansız savaş uçağının baş tasarımcısıdır.
Bizler yalnızca bugünün açıklarını kapatmıyor, 10 yıl sonrasının lider kadrosunu bugünden simüle ediyoruz.
Savunma Sanayii İnsan Yönetimi Olgunluk Modeli çalışmamız ile, savunma sanayii kuruluşlarında çalışma grupları oluşturularak insan yönetimi kapasitesinin sistematik şekilde geliştirilmesini hedefliyoruz.
Bu model, savunma sanayii alanında faaliyet gösteren şirketlerin yetkinlik mimarisinin kurumsal sürekliliğine katkı sunmaktadır.
‘Beyin Göçünden Beyin Gücüne’ programı ile yurt dışından dönen nitelikli uzmanların ekosisteme entegrasyonunu hedefliyoruz Bu kapsamdaki dönüşler, sadece niceliksel bir artış değil; bilgi birikimi ve uluslararası çapta rekabetçi vizyonun ülkemize kazandırılması anlamına gelmektedir.
Ayrıca, ‘Sistem Mühendisliği Kitabı’nı Türkçeye kazandırarak, terminolojik birlik ve akademik standartlar açısından önemli bir boşluğu doldurduk. Sistem Mühendisliği Kitabı’nın Türkçeye kazandırılması ile Türkiye, bu konuda dünyada kendi dilinde yayın yapan 7-8 ülkeden biri olmuştur.
Bu çalışma, yerli terminolojinin oluşturulması, bilgiye erişimin yaygınlaştırılması ve kurumsal bilgi altyapısının tesis edilmesi açısından da son derece önemli bir kazanımdır.
Bu çabanın bir devamı olarak, Savunma Sanayii Akademi öncülüğünde yayımlanan ve alanında bir ilk olma niteliği taşıyan JDSI – Journal of Defence and Security Industry dergisiyle; bilgi üretimini kurumsallaştırıyor, ulusal ve uluslararası akademik platformlarda savunma sanayiine yönelik bilimsel ve stratejik bir literatür inşa ediyoruz.
JDSI, yalnızca akademisyenlere yönelik bir yayın olmakla kalmamakta, aynı zamanda politika yapıcılara, sektör liderlerine ve genç araştırmacılara da hitap eden, vizyoner bir referans kaynağı olarak konumlanmaktadır.
60’tan fazla firma ile oluşturduğumuz Akademiler Birliği vasıtasıyla; deneyim paylaşımı, kaynak optimizasyonu ve ortak öğrenme süreçlerini kurumsallaştırıyoruz.
Bu birliktelik, ekosistem temelli büyümenin en önemli kaldıraçlarından biridir.
Bugün geldiğimiz noktada, yalnızca insan kaynağımızın sistematik şekilde güçlendirilmesi, ülkemize geri kazandırılması ve ekosistemle bütünleştirilmesi de stratejik bir önceliğe dönüşmüş durumdadır.
2023 yılında yurt dışına giden 339 mühendisimize karşın, sadece 47 dönüş yaşanmışken; 2025 itibarıyla bu denge ilk kez pozitife dönmüş, 98 giden mühendisimize karşılık 190 değerli uzmanımız ekosistemimize yeniden katılmıştır.
Başvuru sayılarındaki yaklaşık 3 katlık artış, bu dönüşümün toplumsal karşılığını da göstermektedir.
Bu başarının ardında dört temel stratejik adım yer almaktadır:
Birincisi; Eindhoven, Rotterdam, Amsterdam, Köln, Münih, Düsseldorf, Berlin ve Londra’da gerçekleştirdiğimiz Yurtdışı Teknoloji ve Yetkinlik Buluşmaları sayesinde, 2000’in üzerinde nitelikli katılımcıyla savunma sanayii şirketlerimizle birlikte doğrudan temas kurarak güçlü bir bağ oluşturduk.
İkincisi; bu etkinlikler aracılığıyla tanıştığımız mühendislerle birebir sürdürülen iletişim ağı, sadece bir tanıtım faaliyeti değil; bir güven ve aidiyet hattı inşasıdır.
Üçüncüsü; “Beyin Göçünden Beyin Gücüne” temasıyla düzenlediğimiz çalıştayda, 100’e yakın katılımcıyla dönüş hikâyelerini, motivasyon kaynaklarını ve beklentilerini detaylı şekilde analiz ettik.
Dördüncüsü ise; başta şirketlerimizin yürüttüğü yurtdışı yetenek ve staj programları ile doğrudan yönlendirme ve fırsat sunma mekanizmaları geliştirmiş olmamızdır.
Tüm bu stratejik adımlar, yalnızca bireylerin dönüşünü değil; bir zihniyetin dönüşümünü ifade etmektedir. Bu dönüşüm; vizyoner bakış açısına sahip, uluslararası deneyimle harmanlanmış, yüksek katma değerli insan kaynağının ülkemize yeniden kazandırılması anlamına gelmektedir.
Çünkü biz biliyoruz ki; millî ürünler ancak millî yetkinliklerle mümkündür.
Sahip olduğumuz insan kaynağı, sektörümüzün gidişatının belirleyicisidir. Millî Yetkinlik Hamlemiz ise; insan odaklı büyümenin, sürdürülebilir başarının ve stratejik bağımsızlığın anahtarıdır.
Savunma sanayiinde teknolojiyi üreten, yöneten ve ihraç eden bir Türkiye vizyonu; teknik bilgiyle donanmış, stratejik bakış açısına sahip ve liderlik potansiyeli yüksek insan kaynağıyla mümkün olacaktır.
Bugün bir rakamdan bahsettiğimizde; onun arkasında bir gencin hayaline dokunduğumuzu, bir sınıfta vizyonun tohumlarını attığımızı, bir atölyede geleceği inşa ettiğimizi biliyoruz.
214 farklı eğitimle 3.400’ün üzerinde üniversite öğrencisine ulaştık. Bu sayı; binlerce yeni mühendisin, teknoloğun ve stratejik liderin ilk temas noktasıdır.
Sınıflara, atölyelere ve kampüslere taşıdığımız bu eğitimler, sadece birer ders notu değildir.
Bizler, o sıralarda oturan her bir gencimizin zihnine, Türkiye Yüzyılı’nın kaynak kodlarını işlemeyi hedefliyoruz.
890’dan fazla lise öğrencisini, 26 farklı eğitim aracılığıyla savunma sanayii ile tanıştırdık.
Erken yaşta bu farkındalığı sağlamak, sadece bir kariyer değil, bir aidiyet yolculuğudur.
Savunma Kariyer Platformu; 250.000’den fazla kullanıcıyı 320’den fazla firmayla buluşturdu.
Artık her bir gencimizin, potansiyelini keşfedebileceği, yönünü çizebileceği dijital bir rehberi var.
Savunma Gelişim Platformu ise 68.000 kullanıcıya 735’ten fazla içerik sunarak, sürekli öğrenmenin dijital mimarisini inşa etti.
Artık öğrenme; mekândan ve zamandan bağımsız, erişilebilir ve sürdürülebilir bir yapı kazandı.
Uluslararası deneyim transferi kapsamında, Almanya, Hollanda ve İngiltere’de gerçekleştirdiğimiz Teknoloji ve Yetkinlik Buluşmaları ile yurt dışında yerleşik mühendislerimizle bir araya geldik, savunma sanayii sektöründeki gelişmeleri ve iyi uygulamaları hep birlikte ele aldık.
İnsan Kaynakları Profesyonellerinin ve Mühendislerin bilgi, tecrübe ve deneyimlerini paylaştığı iki önemli ve geniş katılımlı etkinlikle, sektörel etkileşimin artmasını ve birbirinden öğrenmeyi teşvik etmeyi amaçladık.
Savunma sanayii sektöründeki üst düzey yöneticilerimizin için de Grand Strateji Seminerleri gibi stratejik düzeyde eğitimler sunarak hem beşerî sermayemizi hem kurumsal aklı besledik.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: Artık yetenek sadece keşfedilmiyor, yönlendiriliyor; yalnızca yetiştirilmiyor, güçlendiriliyor.
Sürekli öğrenen, gelişen ve geliştiren sektör liderleri ekosistemimizin belkemiğini oluşturuyor.
TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN, TEI, HAVELSAN, ASPİLSAN ve İŞBİR başta olmak üzere vakıf şirketlerimizde toplam 42 bini aşkın çalışanımız görev yapmaktadır.
Bu çalışanlarımızın neredeyse tamamı lisans mezunu olup, yurtiçi lisans mezuniyet oranı yüzde 98’in üzerindedir.
Şirketlerimizde, yurt dışı lisans mezunu 252, yurt dışı yüksek lisans mezunu 752 ve yurt dışı doktora mezunu 150 kişi görev yapmaktadır.
Ayrıca çalışanlarımız, Türkiye genelinde yüzlerce farklı üniversiteden mezun olmuş, son derece geniş ve heterojen bir akademik arka plana sahiptir.
Bu tablo; savunma sanayiimizin yüksek nitelikli bir insan kaynağına sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Aynı zamanda bu yetkinliğin ortak bir dil, ortak bir yaklaşım ve ortak bir stratejik çerçeve ile sürekli olarak beslenmesi gerektiğini de göstermektedir.
İşte bu noktada Yükseköğretim Kurulu ile birlikte yürüttüğümüz çalışmalar; farklı akademik geçmişlere sahip insan kaynağımızı, savunma sanayiine özgü yetkinlikler etrafında bütünleştiren, derinleştiren ve sürdürülebilir hâle getiren kritik bir ihtiyaca cevap vermektedir.
İşte tüm bu çalışmalar, stratejik yönetişim kültürünün de bir yansıması olarak hayat buluyor.
Bu kapsamda, bugün bir araya geldiğimiz ikinci Yetenek Yönetimi Zirvesi, bu bütünsel anlayışın sahaya yansıyan en güçlü örneklerinden biridir.
İlki 2024 yılında gerçekleşen bu zirve, kısa sürede savunma sanayiinde insan kıymetini merkeze alan nadide bir düşünce platformuna dönüştü.
Bugün, “Yeteneğin Lideri, Liderin Yeteneği” temasıyla yalnızca bugünün ihtiyaçlarına odaklanmıyor; geleceğin liderlik kodlarına da ışık tutuyoruz.
Zirvemizin ana gayesi, yetkinliği yalnızca bireysel bir kabiliyet olarak görmemekte; bütüncül bir ekosistem olarak kurgulamaktır.
Bu doğrultuda, insan kaynakları yönetiminde yeni bir paradigma ortaya koyuyoruz.
Artık yetkinlikleri yönetmek; salt özgeçmiş değerlendirmesi yapmaktan öte, büyük veri ile desteklenmiş dijital modellerle bütünleşik bir yapı kurmaktır.
Liderlik ise sadece bir ünvanın değil, bir davranışın, bir etkinin, bir ilhamın karşılığıdır.
Kurumlarımızda bu anlayışı tesis etmek üzere, davranış temelli liderlik modelleri geliştiriyoruz.
Organizasyonlarımızın çevikliğini artırmak için, dijitalleşmeyi insan merkezli stratejilerle destekliyor; yeni nesil çalışma modellerine uygun, sürdürülebilir beşerî altyapılar kuruyoruz.
Aynı zamanda, üniversite, sanayi ve kamu üçgeninde, iş birliklerini daha derin, daha verimli ve daha sistematik hale getiriyoruz. Yetenek yönetiminde eşgüdüm ve süreklilik, artık hayati bir stratejik gerekliliktir.
Ve nihayetinde, Millî Yetkinlik Hamlesi’ni, tüm sektörün ortak aklıyla hayata geçireceğimiz modellerle yaygınlaştırıyoruz.
Zirve panellerimiz de bu vizyonu destekliyor: ‘İnsana Yetkinlik Bazlı Bakış’tan ‘Belirsizlikten Stratejiye’ye, ‘Yarını İnşa Etmek’ten ‘Değişime Yön Veren Liderler’e kadar geniş bir tematik yelpazeyle hem stratejik düşünceyi hem uygulama pratiğini harmanlıyoruz.
Bu nedenle zirvemiz; yalnızca bir fikir paylaşımının ötesinde, bir gelecek inşası sürecinin güçlü temelini oluşturuyor.
Gelecek, hazırlanmakta olanlarındır! Bizler, sadece bugünü odaklanmıyor; 5 yıl sonrayı, 10 yıl sonrayı, hatta yüzyıl sonrasını planlayan bir iradeyle hareket ediyoruz.
Bu irade, savunma sanayiinde yalnızca teknolojide alanında kalmıyor; aynı zamanda yetenekte de tam bağımsızlık hedefiyle şekilleniyor.
Çünkü çok iyi biliyoruz ki; teknolojik bağımsızlık kaleyi kurar, yetenekteki tam bağımsızlık ise o kaleyi fethedilemez kılar.
Hedefimiz, 2028 yılına kadar 158 bin kişilik nitelikli savunma sanayii istihdamına ulaşmak ve bu ekosistemi insanla güçlendirmektir.
Yeni dönemle birlikte; yetenek havuzumuzu stratejik öngörüyle büyütecek, Ar-Ge ve yenilikçilik kabiliyetimizi beşerî sermaye ile bütünleştirecek ve sektörel rekabetçiliği kalıcı kılacağız.
Savunma sanayiimizin geleceği, sahadaki teknolojiden önce sınıftaki idealist mühendisle, atölyedeki vizyoner teknisyenle, laboratuvardaki azimli araştırmacıyla şekillenecektir.
İnsan kaynağımız, Türkiye Yüzyılı vizyonunun taşıyıcısıdır.
Bu bilinçle; bilgiyle donanmış, liderlik vasfıyla güçlenmiş, stratejik öngörüyle hareket eden bireyler yetiştirmeye kararlıyız.
Sözlerime burada son verirken, her birinize bu büyük yürüyüşteki katkılarınızdan ötürü teşekkür ediyor, Zirvemizin ülkemize, sektörümüze ve gençlerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Zirvede, kürsüye ikinci olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır geldi:

“Bu anlamlı buluşmanın, Millî Teknoloji Hamlemizin amiral gemisi ve Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun parlayan yıldızı, savunma sanayimizin beşeri sermayesine güç katacak yeni ufuklar açmasını temenni ediyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, kıymetli misafirler, dünya tarihin en sert bölüşüm kavgalarından birine sahne oluyor.
Uluslararası kurumların çözüm üretemediği bu tabloda Diplomasi yerini güç kullanımına bırakıyor Kendi savunma kalkanını vakitlice inşa etmeyen Güvenliğini sadece ittifaklara ve vaatlere bağlayanların En zor zamanlarda yapayalnız bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz Güç dengelerini yeniden şekillendiren bu resim Dünyayı tarihi bir silahlanma dalgasının eşiğine getirdi Jeopolitik gerilimlerin şiddeti ve ölçeyi genişlerken savunma bütçelerinin artış ilmesinin devam edeceği ve küresel silahlanmanın hız kesmeyeceği görülüyor.
Bilinmelidir ki savunmaya ayrılan devasa bütçeler doğru stratejiyle ve yerli millî kabiliyetlerle desteklenmediği müddetçe güvenlik hedeflerini teminat altına almaya asla yetmez.
Kriz anında kaynak koduna erişemediğiniz bir sistem sizin değil, yazılımı yapanın iradesine göre hareket eder; yani anahtarı sizin elinizde olmayan bir kapı size ait değildir.
Ar-Ge’siyle, test altyapısıyla, seri üretimiyle, insan kaynağıyla bütüncül bir savunma sanayiyi kuramayan ülkeler, en kritik anda başkalarının takvimine, lisansına, onayına ve siyasi şartlarına mahkûm olur.
Ateş çemberiyle kuşatılmış bir coğrafyada istiklal ve istikbal mücadelesi vermiş bir ülke olarak tarihimizde bu riskleri pek çok kez yakinen gördük.
Müttefiklik hukukuna uygun olmayacak şekilde hareket eden bugün git yarın gel demeye kalkan ülkeler, farkında olmadan savunma sanayimizin yükselişini hızlandırdı.
Önümüze çıkarılan her engeli, karşılaştığımız her ambargoyu, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yerli ve millî savunma sanayi hamlemiz için bir fırsat olarak değerlendirdik.
Güçlü siyasi irade, millî ve özgün ürünleri önceleyen uzun dönemli Ar-Ge, yatırım ve tedarik planlamalarıyla nitelikli insan kaynağına yatırımlar sayesinde, savunma sanayinde dünyanın gıpta ile izlediği büyük bir atılıma imza attık.
Savunma sanayimizi tam bağımsızlığımızın ve istikbalimizin teminatı, ülkemizin stratejik hamleleri için güç çarpanı hâline getirdik.
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yerli ürünlerin savunma tedarimizdeki payını 23 yıllık süreçte %20’lerden %80’lerin üzerine çıkardık.
Artık dünyada satılan her üç askeri insansız hava aracının ikisini Türk firmaları üretiyor.
Bayraktar TB3, TCG Anadolu’ya iniş kalkış yapıyor.
İnsansız savaş uçağımız KIZILELMA, ASELSAN’nın geliştirdiği AESA radar ve TÜBİTAK SAGE’nin geliştirdiği millî görüş ötesi füzemiz Gökdoğan’la hedef uçağı başarıyla vurdu.
Bunu gerçekleştiren dünyadaki ilk ülke Türkiye oldu.
Kendi savaş gemisini tasarlayan, geliştiren, üreten 10 ülkeden biriyiz.
Altay tankımız, silahlı kuvvetlerimizin envanterine girdi.
Korkut, Hisar, SİPER hava savunma sistemlerimiz ÇELİKKUBBE’de semalarımızı koruyor.
Balistik füzemiz Tayfun’un test atışları devam ediyor.
2000 km menzilli füze geliştirme programını kararlılıkla sürdürüyoruz.
Mavi Vatan’ın bekçileri, MİLGEM ve TCG Anadolu denizlerdeki caydırıcı gücümüz.
Göktürk 2, İmece, uzaydaki gözlerimiz.
Bizden neyi esirgiyorlarsa onun daha iyisini yerli ve millî olarak geliştiriyor, üretiyoruz.
3500’ü aşkın şirket, araştırma kurumlarımız ve üniversitelerimizde 100 binden fazla çalışanın emek verdiği dev bir üretim ve teknoloji geliştirme ağına sahibiz artık.
Dünyanın en büyük savunma ve havacılık firmaları listesinde yer alan Türk savunma sanayi firmalarının sayısı her geçen yıl artıyor.
Yalnızca ülkemizin değil, dostlarımızın, müttefiklerimizin de güvenliğine katkı sunan savunma sanayimizin ihracatı geçtiğimiz yıl 10 milyar doları aştı.
185 ülkeye ulaştırdığımız yerli ve millî ürünlerimizle Türk savunma sanayi markasını küresel ölçekte kalitenin ve yüksek teknolojinin sembolü hâline getirdik.
Değişen jeopolitik dengeler ülkemizin dünya savunma ürünleri pazarında daha etkili bir aktör olması için önemli fırsatlar sunuyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak, kamu kurumlarımızın, özel sektör girişimlerimizin ve üniversitelerimizin savunma sanayi alanındaki yatırımlarını ve ARGE projelerini güçlü şekilde destekliyoruz.
Son 23 yılda 965 savunma sanayi yatırımını teşvik ettik, 369 milyar lira yatırımın önünü açtık.
2002’den bu yana TÜBİTAK burs ve destek programlarıyla 2142 savunma sanayi projesine ve 4300 bilim insanı ile gencimize 64 milyar lira kaynak sunduk.
Milli füzelerimiz Gökdoğan, Bozdoğan ve Somce, yeni nesil akıllı mühimmat ailemiz Kuzgun, milli muhalif uçağımız Kağan’ın ana yönetim bilgisayarları ve gerçek zamanlı işletim sistemi gibi savunma kabiliyetlerimiz açısından kritik kazanımların kapısını açan pek çok projeyi TÜBİTAK enstitüsleriyle hayata geçirdik.
Gökdoğan ve Bozdoğan’ın ardından ramjet motorlu uzun menzilli füzemiz Gökhan, gökyüzündeki hâkimiyetimizi perçinleyecek.
Havacılık platformları ile füze sistemlerinin testleri için yüksek hızlı rüzgar tünelini TÜBİTAK SAGE’de inşa ediyoruz.
Millî teknoloji hamlemizin işaret fişeğini yakan, bilim ve teknolojide zirveye yürüyüşümüzün kapısını aralayan bu güçlü ivmeyi Allah’ın izniyle kaybetmeyeceğiz.
Caydırıcılığımızı muhakkak en üst seviyeye yükselteceğiz.
Biliyoruz ki teknolojiyi sahada etkin biçimde kullanabilen ülkeler gelecekte söz sahibi olacak.
Bu anlayışla savunma mimarimize lazer, elektromanyetik silahlar, otonom ve sürü sistemler, siber güvenlik, uzay, hipersonik ve kuantum gibi yenilikçi teknolojileri entegre edecek projeler için hep birlikte önemli adımlar atıyoruz.
Bu büyük atılımı sürdürülebilir kılmak elbette insan kaynağımızı en kıymetli millî değer olarak konumlandırmaktan geçiyor zira millî teknoloji hamlemizin eserlerinin arkasında, ortalama 30 yaşına yakın gencecik mühendislerimizin, teknisyenlerimizin ve araştırmacılarımızın azmi alın teri ve akıl teri bulunuyor.
Nüfusunun ortanca yaşı 34 olan bir ülke olarak genç, dinamik ve üretken insan kaynağımız tam bağımsızlık yolculuğumuzda en büyük stratejik gücümüz.
Bu nedenle gençlerimizin potansiyelini keşfeden, geliştiren ve onları doğru yetkinliklerle buluşturan bir iklimin inşası önceliğimiz.
Dünyanın en büyük teknoloji festivali TEKNOFEST‘te milyonlarca gencimizi teknoloji geliştirme yolculuğuna dahil ettik.
TEKNOFEST’lerde yapay zekâdan siber güvenliğe, otonom sistemlerden roket teknolojilerine, farklı alanlarda yarışan gençlerimiz daha üniversiteden mezun olmadan en kritik savunma projelerinde sorumluluk almaya başlıyor.
Kurdukları girişimlerle savunma sanayimizin teknolojik derinliğini her geçen gün daha ileriye taşıyor.
Sektör Kampüs’te, millî teknoloji uzmanlık programları, deneyaplar, millî teknoloji atölyeleri gibi pek çok adımla geleceğin girişimcilerini ve mühendislerini yetiştiriyoruz.
Kuşkusuz savunma sanayimizde projelerin tasarımdan gerçeğe dönüşmesi, üretimin her aşamasında stratejik roller üstlenen nitelikli teknik personelle mümkündür.
Organize sanayi bölgelerimizde yer alan 60 binden fazla öğrencimizin eğitim gördüğü 81 meslek lisemiz ve 24 bin öğrencimiz bulunan 26 meslek yüksekokulumuzla mesleki eğitimi dört duvarla sınırlı bir anlayışın ötesine taşıyoruz.
Savunma sanayi firmalarımızın kurdukları mesleki ve teknik anadolu liseleri, gençlerimizi savunma firmalarımızın ihtiyaç duyduğu yüksek yetkinliklere sahip, aranan çalışanlar olarak yetiştiriyor.
Elbette insan kaynağımızı büyütmek ve bunun yanında savunma sanayimizin dönüşümüne öncülük edecek, geleceğine yön verecek, yetkin liderlerin çıkacağı kurumsal zemini sağlamlaştırmak savunma sanayimize günden güne güç katacak.
Sektörümüzü emek vermiş insan kaynağımızın potansiyelini harekete geçirebileceği kültürü kurumsallaştırmak önceliğimiz olmaya devam edecek.
TÜBİTAK, TÜSİDE ve Saha Akademi iş birliğinde hayata geçirdiğimiz SAHA MBA Yönetici Gelişim Programı da bu anlayışın somut bir yansıması.
Bu programda da katılımcılar, savunma sanayimizde liderlik rolü üstlenecek kadroların ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri kazanma imkânına sahipler.
Bakınız, geleceğin harp sahası sadece platformların değil, çevik zihinlerin, onların fikirlerinin ve projelerinin çarpıştığı bir alan olacak.
Bu nedenle, ülkeler nitelikli insan kaynağını çekmek için kıyasıya bir yarış içinde.
Dünyanın önde gelen üniversitelerinde, araştırma merkezlerinde, teknoloji devlerinde tecrübe kazanmış vatandaşlarımız, tarih yazan işlerin öznesi olmak için –az önce kıymetli başkanımız sayıları da paylaştılar– hamdolsun artık ülkemize dönüyor.
Şunu da ayrıca ifade etmek isterim:
Savunma sanayimizde girişimcilik kültürünün kökleşmesi, değişen harp sahasının ihtiyaçlarına çevik biçimde cevap verilebilmesi, yenilikçi çözümlerin geliştirilmesi ve kısa sürede ürüne dönüşmesi için olmazsa olmazdır.
Yapay zekâ, siber güvenlik, otonom sistemler, elektronik harp, yeni nesil malzemeler, uzay gibi alanlarda çığır açan çözümlerin arkasında çoğu zaman girişimci ekiplerin geliştirdiği yenilikçi ve özgün teknolojiler bulunuyor.
Savunma sanayinde 23.700 çalışanın istihdam edildiği 79 Ar-Ge tasarım merkezinde, Teknoparklarımızda, 7.900 çalışanla faaliyetlerini sürdüren 340 girişimde yürütülen yenilikçi çalışmaları bu anlayışla destekliyoruz.
Her ölçekteki girişimlerimizin gereksinimlerine yanıt veren araçlar ve altyapıyı sunarak ihtiyaç makamlarımızın ve ana yüklenicilerimizin girişimlerle yakın iş birliğini teşvik ederek yeni başarı hikâyelerinin filizlenmesini ve hızla ölçeklenmesini sağlamaya gayret ediyoruz.
Savunma sanayinin parçası olmayı bir istiklal ve istikbal davası olarak gören her bir gencimiz için yeteneği erken aşamada tespit eden, yetkinliği sistematik biçimde geliştiren, girişimciliği ödüllendiren anlayışı kökleştirmeye inşallah hep birlikte devam edeceğiz.
Sözlerime son verirken yetenek yönetimi zirvesinin savunma sanayimize ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor.
Bu zirveyi ve Savunma Sanayi Akademisindeki projeleri büyük bir başarıyla hayata geçiren kıymetli Savunma Sanayi Başkanımız Haluk Görgün hocamızı ve özellikle de bu projelere çok ciddi emek verdiğini; ASELSAN’daki ortak çalışma yıllarımızda -ben 4 yıl ASELSAN’da Yönetim Kurulu Üyeliği yaptım; hem Haluk Hoca’yla hem Hakan Hoca’yla birlikte çalıştık- o yıllarda da bizzat müşahede ettiğim, Hakan Karataş Hocamızı, Savunma Sanayii Başkan Yardımcımızı ve emeği geçen herkesi huzurlarınızda yürekten kutluyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Zirvede, protokol gereği son açılış konuşmasını Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz yaptı:

“Bu yılki zirvenin ‘Yeteneğin Lideri, Liderin Yeteneği temasıyla düzenlenmesi, savunma sanayiinde yeteneğin doğru yönlendirilmesi ve liderlik sorumluluğunun insan kıymeti üzerinden tanımlanması açısından büyük önem arz ediyor.
Başkanımız da az önce altını çizdi; liderlik hiyerarşik bir pozisyon değil, çok daha geniş bir anlama sahip.
Her birimizin etki edebildiği bir alan var.
O, etki edebildiğimiz alanda neler yaptığımız, yeni fikirlere, daha ileri aşamalara öncülük edip edemediğimiz liderliğimizi tanımlıyor diye inanıyorum.
Dolayısıyla, son derece anlamlı bir motto ile bu etkinliğimizi gerçekleştiriyoruz.
Değerli katılımcılar bugün Türkiye’nin kalkınma iradesi, bilgi üretme kapasitesini sahaya yansıtan, karar alma süreçlerini güçlendiren ve kurumsal yapıları uzun vadeli hedefler etrafında bütünleştiren bir anlayışla şekillendirilmektedir.
Savunma sanayimiz bu anlayışın güvenlik, teknolojik bağımsızlık ve küresel rekabet gücü üzerindeki etkilerinin en doğrudan hissedildiği alandır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, ülkemiz savunma sanayindeki gelişimi çok önceden görmüş, bu ihtiyacı görmüş ve çok önemli mesafeler almıştır.
İyi ki yola erken çıkmışız.
Dünyamızın bugün içinden geçtiği sürece baktığımız zaman bunun önemini çok daha iyi bir şekilde anlıyoruz.
Bugün dünyada, güç siyasetinin egemen olduğu bir ortamdayız.
Tabiri caizse gücü gücü yetene!
Uluslararası kurumların, kuralların zayıfladığı, uluslararası hukukun etkili olamadığı bir dönemdeyiz.
Bu dönemde özellikle ülkelerin kendi yetkinliklerine, millî, yerli yetkinliklerine dayalı bir gelişim sergilemeleri çok daha kritik hâle gelmiş durumda.
Genel olarak da bu böyle.
Teknoloji üretemeyen, bilgi üretemeyen, sadece teknolojik ürünler tüketen toplumların geleceği olamaz.
Bilim ve teknoloji üretip bunu kalkınma süreçlerine, üretim süreçlerine yaygınlaştıran ülkelerin geleceği inşa ettiğini hep birlikte görüyoruz.
Türkiye bu anlamda çok büyük bir başarı ortaya koymuş durumda.
Geçmişte başkalarından parasını vererek alamadığımız ürünleri bugün biz tüm dünyaya ihraç eder hâle gelmiş durumdayız.
Bunu da sizler sayesinde, insanımız sayesinde başarıyoruz.
Bu başarıya katkı veren, emek veren herkesi gönülden kutluyorum, tebrik ediyorum.
Bizim planlarımızda 2028 yılında 10 milyar doları aşmak vardı.
Çift taneli ihracat rakamlarına çıkmak vardı.
Savunma sanayimiz, planlarımızdan daha hızlı gelişiyor, daha hızlı koşuyor.
Geçen yıl sonu, aralık ayında aylık ihracatımız 2 milyar doları aştı.
Yıllık ihracatımız ise 10 milyar doların üstüne çıkarak tarihimizde ilk defa savunma sanayinde çift haneli ihracat rakamlarına ulaşmış olduk.
Bu hepimize büyük bir gurur verdi gerçekten.
Bu konuda da emeği geçen başta Savunma Sanayi Başkanlığımız, az önce ismi sayılan, dünyada artık oyuncu hâline gelen şirketlerimizi ve bütün savunma sanayi ekosistemimizi yürekten tebrik ediyoruz.
185 ülkeye ihracat yapıyoruz.
230 kalemde çeşitlilik sağlamış durumdayız.
230 ayrı üründe ihracat gerçekleştiriyoruz ve artık Türkiye küresel bir oyuncu.
2024 yılında 11. ülkeydik diye hatırlıyorum; ilk ona girebildik mi başkanım bilmiyorum.
İnşallah rakamlar tam çıkınca göreceğiz.
İnşallah ilk ona girmiş ülke olarak yolumuza devam edeceğiz.
3500’ü aşkın firmamız var.
1400’ün üzerinde proje yürütülüyor.
100 bin doğrudan istihdam var bu alanda ve nitelikli istihdam; bu çok önemli.
100 bin nitelikli istihdamımız var, 20 milyar doların üzerinde bir ciro büyüklüğüne ulaşmış durumdayız dolayısıyla gerçekten her bakımdan güçlü bir sektör hâline geldiğini söyleyebiliriz.
Bunun da en önemli unsuru, insan kaynağı.
Bizim insan kaynağımızın, bu sektördeki insan kaynağımızın yaş ortalaması -az önce Sayın Bakanımız söyledi– 30’lu yaşlarda, tam olarak 34 civarında, 34 ortalama yaşımız.
Amerika’da, Avrupa’da bu 50’nin üzerinde dolayısıyla gelecek bizde.
Genç, dinamik, nitelikli, donanımlı bir insan gücümüz var ve bu sürdürülebilirlik açısından çok kıymetli.
Genel kalkınmayı da ben böyle düşünüyorum doğrusu.
Nitelikli insan yetiştirebilen, belli hedefler koyup o hedefler çerçevesinde organize olabilen toplumlar, kalkınmış toplumlardır. Bunu başaramayan toplumlar, o an için ne kadar maddi refaha sahip olursa olsunlar, gerçek anlamda kalkınmış toplumlar değillerdir.
Nitelikli insana ve organizasyonel kapasiteye sahip olan ülkelerde maddi birtakım unsurları, tesisleri yok etseniz bile çok kısa sürede bunlar yerine geri konur.
Ve bunu bir defa oluşturdunuz mu yani bu insan niteliğini ve bu organizasyonel niteliği bir defa oluşturdunuz mu, bu kendini yeniden üretir, geliştirir.
Sürdürülebilirlik dediğimiz meseleyi de büyük oranda bu şekilde çözmüş olursunuz.
İşte bu anlamda, bu zirveyi çok çok önemli görüyoruz, çok stratejik görüyoruz.
İnşallah sektörümüz gibi zirvemiz de güçlenerek yoluna devam edecek.
2028 hedefi 158 bin istihdam.
İlk bakışta hani çok iddialı diyorsunuz ama başarılara bakınca, geçmiş başarılara, neden olmasın diyoruz.
İnşallah ilk aşamada 158 bin daha sonra yüz binlerce insanımız bu alanda nitelikli istihdama kavuşmuş olacak.
Savunma ve havacılık sanayi ihracatını sürdürülebilir şekilde iki haneli milyar dolarlar bazında konumlandırmamız ancak insan kaynağıyla mümkün.
Bu insan kaynağını ne kadar geliştirirsek, üretim ve ihracat kapasitesimizi de o ölçüde güvenceye almış oluruz.
Bu çerçevede Savunma Sanayi Başkanlığımız liderliğinde yürütülen Millî Yetkinlik Hamlesi’ni, Türkiye’nin insan kaynağını, stratejik sektörlerin ihtiyaçlarıyla daha güçlü biçimde buluşturan bütüncül bir yetkinlik seferberliği olarak ele alıyoruz.
Bu alanda yürütülen çalışmalar, savunma sanayimizde oluşturulan yetkinlikler sadece bu sektöre hizmet etmiyor.
Ben hep altını çiziyorum, savunma sanayi 3 bakımdan çok önemli:
Üç bakımdan da çok kritik bir sektör.
Diğer yandan birçok ülkenin kalkınma tarihinden de biliyoruz; savunma sanayinde elde edilen yetkinlikler zamanla ekonominin tamamına sirayet ediyor, diğer sektörleri de etkiliyor, dönüştürüyor.
Buradaki insan kaynağına da böyle bakmak gerekir diye düşünüyorum.
Burada yetişen insan kaynağı, diğer bütün sanayi sektörlerini etkiliyor sonuç itibariyle.
Bir yayılma etkisi gösteriyor dolayısıyla buradaki çaba sadece savunma sanayi ile ilgili değil, ekonomimizin tamamında teknolojiye dayalı, yüksek katma değerli bir yapı inşa etmemiz açısından son derece önemli.
Bu açıdan da daha bütüncül olarak baktığımızı ifade etmek isterim.
Küresel ölçekteki rekabetin yetkinlik, uyum kabiliyeti ve problem çözme kapasitesi üzerinden ilerlemesi, politika tasarımında da net bir çerçeveyi gerekli kılmaktadır.
Burada en önemli gördüğümüz ilk husus, sektörlerin hangi yetkinliklere hangi hızda ihtiyaç duyduğunu doğru şekilde okumak, veriye dayalı bir şekilde planlama yapmak bu işin birinci, en önemli hususu.
Nereye gidiyor sektörümüz, hangi alanlarda yetkinlik açığımız var, ihtiyacımız var?
Sadece bugünün değil, geleceğin ihtiyacını da düşünerek.
Yapay zekâ, diğer gelişmeler, bugünkü piyasanın ihtiyaçlarına göre kurgulanmış bir eğitim sistemi gerekli ama yeterli değil.
Geleceğin ihtiyaçlarını da şimdiden okuyan, gören, ona göre müfredatları, yetkinlikleri tanımlayan bir eğitim sistemine ihtiyaç var.
Bu da iyi bir planlamayla olabilir.
İkincisi, eğitim ve istihdam arasındaki uyumu arttıran bir yapı.
Maalesef genel eğitim sistemimizde de bunu çok tartışıyoruz.
Eğitim sistemimizdeki kazandırılan niteliklerle piyasanın örtüşmesi.
Bu örtüşmezse, istihdam imkânı doğmaz.
Dolayısıyla bu programların istihdam edilebilirliği arttırması lazım.
Üçüncü olarak hızlı değişen teknolojik ortamda rekabet gücünü koruyabilmek için yaşam boyu öğrenmenin ülke ölçeğinde kurumsal bir standart hâline gelmesi.
Yaşam boyu öğrenme –Sevgili Peygamberimiz Beşik’ten mezara kadar İlim demiş– son derece önemli.
Sadece belli sürelerde, belli ortamlarda öğrenebilirim yaklaşımı hiçbir şekilde geçerli değil.
Tabi ki akademik belli ortamlarda eğitimler –daha formal diyelim– eğitimler olacak ama öğrenme dediğimiz mesele bütün hayatımızı kapsıyor aslında.
Hangi ortamda olursak olalım, bunu hayatımızın bir parçası hâline getirmek durumundayız.
Ve tek tek kişilerin çabasının ötesinde, kurumsal bir sisteme dönüştürmek durumundayız.
Bu alanda hedef tekil eğitim faaliyetleri değil; sürekli gelişimi mümkün kılan ölçme değerlendirme mekanizmaları, sertifikasyon yapıları, kariyer geçişlerini destekleyen modeller ve kurumlar arası hareketliliği teşvik eden bir çerçeve oluşturmaktır.
Bu hareketlilik konusu da bence önemli.
Bir kişi bir kurumda yetişti diye ömür boyu o kurumda kalmak durumunda değil.
Bir sektörde yetişti diye bütün hayatını o sektörde geçirmek durumunda değil.
Bu çeşitliliği, kurumlar arası, sektörler arası geçişkenliği planlı, düzenli bir şekilde yapabilirsek bu bütün ekosistemin, bütün ekonominin seviyesini arttırıcı bir etki yapacaktır.
Ben kendi hayatımdan da biliyorum.
Çok çeşitli işler yaptım gerçekten ve bunun değerli bir şey olduğuna inanıyorum.
Yani elbette bütün saygımla söylüyorum.
Aynı kurumda aynı işi ömür boyu da yapabilirsiniz.
Bu da bir tercih olabilir, bir derinlik kazandırabilir insana.
Ama farklı alanlarda çalışıp bunlar arasında bir sinerji oluşturduğunuzda çok daha olumlu sonuçlar elde etme şansınız yükseliyor diye inanıyorum.
Değerli katılımcılar, yetenek yönetimi kamu, üniversiteler ve özel sektör tarafından ortak biçimde sahiplenilmesi gereken bir alan.
Bu zirvenin en güzel taraflarından biri de bu işin içinde kamu var, özel sektör var, üniversiteler var.
Bunu aslında bir araya getirmek, işin anahtarı diye inanıyorum.
Kamunun rolü, hedefleri ortaya koymak, standartları belirlemek, koordinasyonu sağlamak ve fırsat eşitliğini güçlendirmek.
Bu fırsat eşitliği kavramı üzerinde de müsaadenizle bir iki cümleyle durmak isterim.
Ülkemizin neresinde doğmuş olursa olsun, hangi sosyoekonomik geçmişten geliyor olursa olsun tüm gençlerimize, tüm çocuklarımıza bu alanın bir fırsat olarak sunulması lazım.
O anlamda sadece metropollerde, belli okullarda, belli çevrelerdeki insan kaynağına değil, tüm Türkiye’ye bu fırsatları taşımamız lazım.
Hangi yöremizde doğmuş olursa olsun bir çocuğumuz ‘Ben de ileride böyle olabilirim, çalışırsam, uğraşırsam, emek sarf edersem bu noktaya gelebilirim’ diyebilmeli.
Bunu dedirttiğimiz zaman, o topyekûn kalkınma dediğimiz hadise de gerçekleşmiş olur diye inanıyorum.
Sosyal adalet boyutuyla birlikte.
Bu bakış açısıyla insan kaynaklarına yatırımı, bu alanı, Türkiye Yüzyılı hedeflerimizin de en stratejik alanı olarak görüyoruz.
Diğer bütün hedefler güzel ama bu olmasa hiçbirinin –hani birçok sıfır var, başında bir var– bir olmayınca hepsi sıfırlanıyor dolayısıyla bu öyle bir şey gerçekten.
İnsan kaynağı, bütün hedeflerimize giden en temel unsur; bunu böyle görüyoruz hükûmet olarak.
Gençlerimizin öğrenciyken iş hayatıyla tanışması, özel sektörle, uygulamayla muhatap olması çok çok kıymetli.
Bu anlamda ulusal staj programımız var; bunu uyguluyoruz ve bu burada yalnızca akademik başarıyı değil gençlerimizin yetkinliklerini değerlendirme yaklaşımını esas alıyoruz.
Buradan özel sektöre de firmalarımıza seslenmek istiyorum.
Staj konusunda biraz tereddütlü davranan firmalar olduğunu biliyorum.
Böyle bakmasınlar.
Staj imkânlarını açsınlar ki gelecekte bu gençlerimiz çok daha büyük katkılar sunsun.
Belki o firmaya doğrudan bir katkı sunmayabilir ama dönüp dolaşıp o firmayı da bu etkiler diye inanıyorum.
Özel sektörümüze bu konuda çok daha açık olmalarını tavsiye ediyoruz burada.
Diğer taraftan diğer bir yaklaşım, usta-çırak ilişkisi.
Usta-çırak ilişkisi çok önemli bence her alanda.
Elbette akademik eğitim önemli, formal eğitim, informal eğitim önemli ama iş ortamında sizden daha tecrübeli bir insanla birlikte çalışma konusu da bence çok kıymetli.
Ben uzman yardımcısı olarak kariyerime başladım.
Devlet Planlama Teşkilatında ve daha önceki uzman abilerimizden çok şeyler öğrendim.
Gerçekten yaşarken, hasbelkader daha sonra Devlet Planlama Teşkilatından sorumlu bakan oldum, bakanlık yaptım.
O dönemde de uzman yardımcılarının kiminle oturtulduğuna çok dikkat edilmesini özellikle söylerdim ben yönetici arkadaşlarımıza yani oturduğu oda bile önemli, kiminle bir arada oturduğu, kiminle çalıştığı önemli.
Bu usta çırak ilişkisi, her alanda dikkat edilmesi gereken bir konu diye buradan ifade etmek istiyorum.
Teorik bilgi elbette önemli ama bunu uygulamaya aktarma meselesi çok çok kıymetli.
Üniversiteler elbette bilim, metodoloji üretme, öğrenme süreçlerini güncel tutma ve araştırma kapasitesi itibariyle büyük sorumluluk taşıyorlar.
Özel sektör ise ihtiyaçlarını doğru biçimde ifade eden, uygulama alanı açan, yetkinlikleri geliştiren ve liyakat temelli gelişimi kurumsal kültürün parçası hâline getiren bir konumda yer alıyorlar.
Bu çerçevede bölgesel kariyer fuarlarının da önemli olduğunu düşünüyoruz.
Bir milyondan fazla öğrenci ve mezunumuzu işverenlerle ve kariyer imkânlarıyla bu ortamlarda buluşturduk.
Bunlar da gerçekten çok değerli faaliyetler.
TEKNOFEST gibi artık bir marka hâline gelmiş faaliyetlerin de altını çizmek isterim.
Orada da benim en önemli gördüğüm husus şu:
Çocuklarımıza, gençlerimize bu heyecanı tattırmak ve özgüven kazandırmak.
Bunu yaptığınız zaman gerisi bir şekilde kendiliğinden geliyor.
Bu fuarları yalnızca birer tanıtım alanı değil, karşılıklı etkileşime dayalı bilgilendirme, yönlendirme ve rehberlik alanları olarak konumlandırıyoruz.
Böylece gençlerimizin iş dünyasını yakından tanımalarını, beklentileri doğru okumalarını ve kariyerlerini daha bilinçli bir şekilde yönlendirmelerini sağlayarak istihdam edilebilirliklerini güçlendirmeyi amaçlıyoruz.
Yine kariyer kapısı dediğimiz bir kapımız var e-Devlet Çerçevesi içinde.
Burada da sunduğumuz hizmetlerle kamu işe alım süreçlerini tek bir çatı altında toplayarak erişilebilirlik adil ve güvenilir bir sistem oluşturduk.
Kariyer kapısı, bu anlamda güven unsurunu pekiştiren aynı zamanda bürokrasiyi en aza indiren çok güzel bir iyi uygulama diye buradan ifade etmek istiyorum.
Bu dönüşümle kurumlarımızın işe alım süreçlerindeki idari iş yükünü azalttık.
Vatandaşlarımızın, kamunun yayınladığı ilanlara yer ve zaman sınırlaması olmaksızın tek noktadan erişmesini ve başvurudan değerlendirmeye, yerleştirmeden sonuçların ilanına kadar tüm süreçleri şeffaf bir şekilde takip edebilmesini mümkün kıldık.
Diğer bir önemli husus olarak, insan kaynakları profesyonellerini yetenek yönetimi alanında kritik bir rol üstlenir konumda görüyoruz.
Bugün insan kaynakları yönetimi, kurumların geleceğini şekillendiren, yetkinlik mimarisini kuran, liderlik kapasitesini geliştiren ve kurumsal verimliliği besleyen stratejik bir alana karşılık gelmektedir.
Bu nedenle performansın yanı sıra potansiyeli, kariyer planlamasıyla birlikte yetkinlik derinliğini, teknik beceriyle beraber etik anlayışı, güvenlik kültürünü ve ekip çalışmasını merkeze alan yaklaşımların güçlenmesini çok önemli görüyoruz.
Az önce de ifade ettim; işin bu kurumsal boyutunu hiçbir şekilde ihmal etmemek lazım.
Sevgili liderler, teknik liderler, mühendisler, savunma sanayimizin kıymetli paydaşları!
Sizler, Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık vizyonunu ileriye taşıyan kritik platformların tasarım ve geliştirme süreçlerinde sorumluluk üstlenen, savunma sanayimizin stratejik dönüşümünde belirleyici rol oynayan asli aktörlersiniz.
Sizlerin çabası ülkemiz için, milletimiz için ve aslında tüm insanlık için çok kıymetli.
Sahip olduğumuz medeniyetimizin değerleriyle dünyanın içinden geçtiği dönemde çok daha güçlü bir şekilde, güçlü bir aktör olarak bu süreçlere etki etmek durumundayız ve bunu, inanıyorum ki hep birlikte başaracağız.
Bugün Türkiye, teknoloji geliştiren, standart üreten ve bu standartları uluslararası alana taşıyan bir ülke olma yolunda ciddi bir ilerleme kaydetmektedir.
Ve Yetenek Yönetimi Zirvesi’nin, farklı sektörlerden iyi uygulamaları bir araya getirerek ortak bir anlayış sağlayacağına, buradan çıkan sonuçların ülkemizin küresel rekabet kapasitesine değerli katkılar yapacağına yürekten inanıyorum.
Bu vesileyle zirvenin düzenlenmesinde liderlik yapan Savunma Sanayi Başkanlığımıza; özellikle Savunma Sanayi Akademiye ve katkı sunan tüm paydaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.
Zirvemizin, gençlerimiz başta olmak üzere tüm ülkemiz, milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.“

Açılış konuşmalarının ardından Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, Kur’an-ı Kerim’deki Âl-i İmran Suresi’nin 148’inci sayfasında bulunan “Allah, İşini Güzel Yapanları Sever” sözünün yazılı olduğu bir tablo hediye etti.
Daha sonra toplu fotoğraf çektirildi.

Açılışın ardından Savunma Sanayi Akademi Başkanı Prof. Dr. Cenk Aktaş moderatörlüğünde “Değişime Yön Veren Liderler” oturumu yapıldı.
Oturuma ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) Genel Müdürü Dr. Mehmet Demiroğlu, ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci, HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Nacar, STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz ve TUSAŞ Motor Sanayii (TEI) Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit konuşmacı olarak katıldı.

İlk gün etkinlikleri kapsamında HAVELSAN İnsan Kaynakları Direktörü Oğuzhan Çoşkunyürek moderatörlüğünde; FNSS Genel Müdürü Selim Baybaş, EHSİM Genel Müdürü Fatih Say, ENOCTA CEO’su Sercan Çelebi ve ACM Agile Kurucusu Ahmet Akdağ’ın katılımıyla “Geleceğe Hazır İnsan: Dijital, Çevik ve Yetkin” oturumu gerçekleştirildi.

Zirvede ilk gün etkinlikleri, “Mini Konuşmalar,” “Keynote Konuşması” ve “İş Ortamında Liderlik ve Kültürün Dönüşümü” konulu 3’üncü oturumla sona erdi.


KAYNAK: savunmasanayi.org